MADDENİN GERÇEĞİ, TEK MUTLAK VARLIĞIN ALLAH OLDUĞUNU GÖSTERİR
Bu ilmin gösterdiği en önemli konulardan biri, tek mutlak varlığın Allah olduğu gerçeğidir. Materyalist felsefelerin etkisinde kalarak maddeyi mutlak varlık zanneden bazı insanlar, Allah’ın varlığını ve nerede olduğunu anlatırken, son derece sapkın ve cahilce bir üslup kullanırlar. Örneğin, “Allah nerede” sorusuna “Bana aklını göster, gösteremezsin. İşte Allah akıl gibi bir gerçektir, ama görünmez” diyerek cevap verirler. Bazıları ise, (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’ı hayal olarak gösterir, Allah’ın varlığını radyo dalgalarına benzetir. Onların görüşüne göre, kendileri ve sahip oldukları herşey mutlak varlıklardır ve Allah’ın varlığı ise, bu maddesel varlıkları radyo dalgaları gibi sarmaktadır. Oysa hayal olan kendileri ve sahip olduklarıdır. Tek mutlak varlık ise Allah’tır. Allah’ın varlığı her yeri kuşatmıştır. İnsan ise hiçbir şekilde mutlak varlık olamayacağı için, her halikarda görüntüdür.
Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:
Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Bu gerçeğin kavranmasıyla, şirk koşmadan, Allah’ı birleyerek iman tam anlamıyla oluşur. Çünkü Allah’tan başka tüm varlıkların gölge varlıklar olduklarını bilen bir insan, kesin bir imanla (hakkel yakin derecesinde) “yalnızca Allah vardır, O’ndan başka ilah (güç sahibi varlık) yoktur” der.
Allah’ı gözleriyle görmediği için Allah’ın varlığına inanmayanların maddeci iddiaları da, maddenin gerçek mahiyeti öğrenildiğinde tamamen yıkılır. Çünkü bu gerçeği öğrenen kişi, kendi varlığının bir hayal niteliğinde olduğunu anlar. Hayal olan bir varlığın ise, mutlak olan bir varlığı göremeyeceğini kavrar. Nitekim Kuran’da, insanların Allah’ı göremediği, ama Allah’ın onları gördüğü şöyle açıklanır:
Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder… (Enam Suresi, 103)
Elbette ki biz insanlar Allah’ın varlığını gözlerimizle göremeyiz. Ama biliriz ki, Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı, düşüncelerimizi tam olarak kuşatmıştır. Bu nedenle Allah Kuran’da Kendisinin “kulaklara ve gözlere malik olan” (Yunus Suresi, 31) olduğunu bildirmektedir. Allah insanlara “sonsuz yakın” olduğunu, “kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım…” ayeti ile de bildirir. (Bakara Suresi, 186) Bir başka ayette geçen, “Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır” ifadesi de yine aynı gerçeği haber verir. (İsra Suresi, 60)
İNSANLARIN YAPTIKLARI DA ALLAH’A AİTTİR
Allah’ın yarattığı gölge bir varlık olan insan, Alah’tan bağımsız olarak bir güç ve iradeye de sahip olamaz. Allah bir ayetinde bu gerçeği şöyle bildirir:
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (İnsan Suresi, 30)
Sahip olduğu ünü ile kibirlenen, insanların kendisine gösterdiği ilgi ile şımaran bir insan, peşinden koşanların, kendisine ilgi gösterenlerin gerçekte beyninde oluşan görüntüler olduğunu öğrendiğinde bütün keyfi kaçar. Kibirinin hiçbir anlamı olmadığını görür.
İnsanların büyük bir çoğunluğu bu gerçekten gafil olarak yaşar. Kendisini yaratanın Allah olduğunu kabul eder, ancak yaptığı işlerin kendisine ait olduğunu zanneder. Oysa, insanın her yaptığı fiil Allah’ın izniyle yaratılır. Örneğin bir kitap yazan insan Allah’ın izniyle o kitabı yazar. O kitaptaki her cümle, her fikir, her paragraf Allah’ın dilemesiyle meydana gelir. Allah bu çok önemli gerçeği bir çok ayeti ile bildirmektedir. Bu ayetlerden biri, “… sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır” ayetidir. (Saffat Suresi, 96) Allah,”…attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı…” ayetiyle ise her yaptığımızın Allah’a ait fiiller olduğunu bildirmektedir. (Enfal Suresi,17)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygambere müminlerden sadaka almalarını bildirir. Ancak, ayetin devamında sadakaları alanın gerçekte Kendisi olduğunu açıklar:
Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için ‘bir sükûnet ve huzurdur.’ Allah işitendir, bilendir.Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O’dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen O’dur. ( Tevbe Suresi 103-104)
Büyük İslam alimi Muhyiddin Arabi, yaptığımız fiillerin de Allah’a ait olduğuru şöyle açıklar:
Ruhlara gelince, onlardan meydana gelen fiillerin kaynağı da onların zatında değildir. Ruh ve cisimleri devamlı olarak harekete sevkeden kuvvet ancak Cenab-ı Hakk’tır. Hal böyle ise, yani alemde bir müessirden başka bir şey yok ise hakikatta bir varlıktan başka bir şey yok demektir. Ruh ve maddeler mütemeyyiz varlıklardan ve müteayyin hakikatlerden değildirler. İlahi fiillerden yüce varlığın muhtelif suretlerindendirler. Yine bunun gibi, sonlu ve sonsuz denilen şeyler de, gerçekte başka başka şeyler olmayıp, değişik iki noktadan öyle görünen bir tek şeyden ibarettirler.
;
Muhyiddin Arabi’nin sözünde de açıklandığı gibi tüm fiilleri yaratan, ruhlara bu fiilleri işleyenin kendisi olduğu hissini veren Allah’tır. Allah, tüm ruhlarda bu hissi o kadar gerçekçi olarak yaratır ki, örneğin taşı atan insan gerçekten o taşı atanın kendisi olduğunu zanneder. Oysa, gölge bir varlık olan insan atma eylemini yapamaz. Ancak Allah, insana bu eylemleri kendisi yapıyormuş gibi hissettirir. Allah’ın yaratışındaki mucizenin ve kusursuzluğun bir sonucu olarak, insan bu hissi çok yoğun hisseder ve gerçekten taşı tuttuğunu, kolunu geriye uzatarak hız ve güç aldığını ve taşı attığını zanneder.
İnsan her anında, Allah’a bağımlı olarak yaşar, bilse de bilmese de, kabul etse de etmese de aslında Allah’a boyun eğmiştir. Allah bir ayetinde bunu şöyle bildirir:
Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah’a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O’na secde eder). (Ra’d Suresi, 15)
Her insanın yaptığı tüm işler, kazandığı tüm başarılar, sahip olduğu yeteneklerin tamamı Allah’a aittir. Bu kişi büyük bir devletin başkanı, dünyanın en zengin insanı, herkesin sevdiği bir sanatçı veya önemli buluşlar yapan bir bilimadamı da olsa, bu gerçek değişmez. Her insan Allah’a boyun eğmiş olarak O’nun dilediği şeyleri yapar. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder